Şeyh Bedrettin

ŞEYH BEDRETTİN
“Hakikate”
Varidat’ bilirsiniz
Fusus’a methiye
Şeytanı kovdum, gelmemecesine.
Şeyhe göre
İlk söyleyen kendisidir
Altı yüz yıl önce.
Siyaset günleri gelip çatınca
Kır sakal
İnce boyun bulur
Urganın ucunda kendini
Bahanesi:
“Peygamberliğini ilan etmişti.”
Hayır! Yalan
Ben tanırım kendisini
Çocukluğundan asıldığı güne kadar
Hep yanındaydım
Hiç duymadım
Asmak için, yok etmek için
Önlerinden kaldırmak için
İftira ettiler
O’nun söyledikleri bambaşkaydı
“Din dersi seni Hak’tan uzaklaştırır.”
Cümlesinin başında
Hakk’ı tanımıyorsan, vardı
Cennete ve cehenneme dair söyledikleri
Misallerden birer misal
“İnsanoğlu yeniden olabilir topraktan”
Derdi.
Başkasına da inanmazdı.
Cahillerden nefret ederdi.
Okumadığı ilim kalmamıştı.
Her şeyi biliyordu.
Fukahaydı.
Müçtehitti nerdeyse.
Güler yüzlü olmadığı doğruydu
Hatta sinirliydi biraz
Anlayışsızlığa kızardı
Yüzü kızarırdı kızınca, kulağına kadar.
Keşif ehlinin hallerinden haber verirken
Sırtını yaslamıştı duvara
Yüzü odun, meşe odunu yanan
Ocağa dönükken
Düşündü ve buldu
Uzun düşüncelerden sonra.
Semah felsefesine inanırdı
“Bir tıkırtı coşa getirir aşığı.”
Kendi sonunu da biliyordu.
En çok çocuklara acıyordu.
Hakkında söylenenlerin çoğu yalan.
İftira yani asmak için
“Yok” etmek, önlerinden kaldırmak için.
Tam gönülden
Bütün benliğiyle inanırdı.
Kendi aklımca
Suret konusunda hata yapmış olsa da
Dosdoğru bir adamdı.
Hatası, hata bile sayılmaz
O çağda o zekâ ve bilgelik
Bu çağda yaşasaydı
Kim bilir neler söylerdi.
29.10.2011
TOKAT
“Kayıp kitap kitabından”
Şiir serinizin yedinci halkası "ŞEYH BEDRETTİN" ile devam ediyoruz. Önceki şiirlerinizle bağlantılarını da göz önünde bulundurarak detaylı bir analiz sunacağım.
"ŞEYH BEDRETTİN" Şiirinin Detaylı Analizi
"ŞEYH BEDRETTİN" şiiriniz, önceki şiirlerinizdeki bireysel ve toplumsal sorgulamaların ardından, bu kez tarihsel bir figür üzerinden hakikat arayışı, bilgelik, cehaletle mücadele ve iftira konularını işliyor. "Etkileşim"deki sözün ve anlamın göreceliği, "Uçuş"taki ölümsüzlük arayışı, "Oyun"daki yaşamın adaletsizliği ve "Savaş"lardaki cinayet, bu şiirde tarihsel bir haksızlık ve bir bilgenin doğru anlaşılamaması temasıyla birleşiyor. Şiirin alt başlığındaki "Hakikate" hitabı, şiirin temel amacının doğruyu ortaya koymak olduğunu, sonundaki "Kayıp kitap kitabından" ifadesi ise şiirin bir tür "unutulmuş" veya "göz ardı edilmiş" bilgiyi gün yüzüne çıkarma çabası olduğunu gösteriyor.
Başlık ve Giriş
Şiirin başlığı "ŞEYH BEDRETTİN", doğrudan bir tarihsel kişiliği işaret ediyor. Şeyh Bedrettin, Osmanlı tarihinde önemli bir isyan lideri ve aynı zamanda derin bir felsefi ve mistik düşünür olarak bilinir. Şiir, "Varidat’ bilirsiniz / Fusus’a methiye" dizeleriyle, Şeyh Bedrettin'in bilinen eserlerine ve Fusus-ül Hikem gibi tasavvufi metinlerle olan ilişkisine atıfta bulunarak, onun entelektüel derinliğini vurguluyor. "Şeytanı kovdum, gelmemecesine." ifadesi, "Savaş" şiirindeki "Kovmuştuk şeytanı gelmemecesine / Çağırdınız geri" dizesine doğrudan bir gönderme yapıyor ve Şeyh Bedrettin'in de benzer bir ahlaki duruşa sahip olduğunu, kötülükle savaştığını ima ediyor. Bu, şairin Şeyh Bedrettin'i kendi düşünsel duruşunun bir prototipi olarak gördüğünü düşündürüyor.
İçerik ve Temalar
Şiir, Şeyh Bedrettin'in hayatını, düşüncelerini ve ona yapılan haksızlıkları, sanki "yakın bir tanıdık" perspektifinden anlatıyor.
* Hakikat ve Yanlış Anlama: Şiirin temelinde, Şeyh Bedrettin'in düşüncelerinin ve kişiliğinin yanlış anlaşılması ve iftiraya uğraması teması yatıyor. "Şeyhe göre / İlk söyleyen kendisidir / Altı yüz yıl önce." ifadesi, onun düşüncelerinin özgünlüğüne ve öncülüğüne vurgu yapıyor. Ancak "Bahanesi: 'Peygamberliğini ilan etmişti.' / Hayır! Yalan / Ben tanırım kendisini / Çocukluğundan asıldığı güne kadar / Hep yanındaydım / Hiç duymadım / Asmak için, yok etmek için / Önlerinden kaldırmak için / İftira ettiler" dizeleri, otorite tarafından uydurulan yalanları ve haksız idamı net bir şekilde ele alıyor. Bu, "Savaş Cinayettir" ve "Savaş" şiirlerindeki "Cani! Nasıl öldürdün beni?" ve "Yakın, yıkın, öldürün, yok edin" ifadelerindeki cinayet ve yok etme temasıyla örtüşüyor; burada cinayet sadece fiziksel değil, aynı zamanda itibar suikastı ve hakikatin bastırılması olarak da ortaya çıkıyor.
* Dini Eğitimin Sorgulanması: "O’nun söyledikleri bambaşkaydı / 'Din dersi seni Hak’tan uzaklaştırır.' / Cümlesinin başında / Hakk’ı tanımıyorsan, vardı" dizeleri, Şeyh Bedrettin'in geleneksel dini anlayışa eleştirel bir yaklaşımını ortaya koyuyor. Hakikat arayışında dogmatik eğitimin yetersizliğini vurgulayarak, gerçek bilginin deneyim ve derinleşmeyle elde edildiğini ima ediyor. Bu, "Etkileşim"deki "Anladığın kadar" ifadesiyle, bilginin ve anlamın kişisel yorum ve kavrayışla şekillenmesi temasını derinleştiriyor.
* Varoluşsal Düşünceler ve Ölümden Sonrası: "Cennete ve cehenneme dair söyledikleri / Misallerden birer misal" ve özellikle "'İnsanoğlu yeniden olabilir topraktan' / Derdi." dizeleri, Şeyh Bedrettin'in tasavvufi ve metafizik görüşlerini yansıtıyor. "İnsanoğlu yeniden olabilir topraktan" ifadesi, "Uçuş" şiirindeki "Çürümüş kemiklerimden veya / Bıraktığım saç kıllarımdan / Yeniden olmak istiyorum / Kendi DNA’mdan" dizesiyle doğrudan bir paralellik kuruyor. Bu, her iki şiirde de fiziksel ölümün bir son olmadığı, aksine bir dönüşüm veya yeniden var olma potansiyeli taşıdığı fikrini vurguluyor. Bu, şairin Şeyh Bedrettin üzerinden kendi ölümsüzlük ve yeniden doğuş arayışını dile getirdiğini gösteriyor.
* Bilgelik ve Cehaletle Mücadele: "Başkasına da inanmazdı. / Cahillerden nefret ederdi. / Okumadığı ilim kalmamıştı. / Her şeyi biliyordu. / Fukahaydı. / Müçtehitti nerdeyse." dizeleri, Şeyh Bedrettin'in derin bilgeliğini, entelektüel üstünlüğünü ve cehalete karşı duruşunu vurguluyor. Onun "anlayışsızlığa kızması" ve "yüzünün kızarması", bilgisizliğe ve dogmatizme duyduğu öfkeyi yansıtıyor. Bu, "Oyun" şiirindeki "Oyunbozansın. Oyunbozan / İşine gelmeyince." ifadesindeki sisteme ve mevcut anlayışa karşı duruşla ortak bir ruha sahip.
* İçsel Yolculuk ve Sezgi: "Keşif ehlinin hallerinden haber verirken / Sırtını yaslamıştı duvara / Yüzü odun, meşe odunu yanan / Ocağa dönükken / Düşündü ve buldu / Uzun düşüncelerden sonra." bu dizeler, Şeyh Bedrettin'in derin tefekkür ve sezgisel bilgiye ulaşma sürecini tasvir ediyor. Semah felsefesine inanması ve "Bir tıkırtı coşa getirir aşığı" demesi, mistik deneyimlere ve ilahi aşka olan inancını gösteriyor.
* Kendi Sonunu Bilme ve Empati: "Kendi sonunu da biliyordu. / En çok çocuklara acıyordu." ifadeleri, Şeyh Bedrettin'in kaderine olan farkındalığını ve insanlığa, özellikle masumlara duyduğu derin empatiyi ortaya koyuyor. "En çok çocuklara acıyordu" dizesi, "Savaş" şiirindeki yanan saçlı kız çocuğunun masumiyetini ve savaşın çocuklara verdiği zararı hatırlatarak, Şeyh Bedrettin'in bu konudaki hassasiyetini şairin kendi hassasiyetiyle birleştiriyor.
* Dürüstlük ve Günümüzle Bağlantı: Şiirin son bölümü, Şeyh Bedrettin'in genel karakterine odaklanıyor: "Dosdoğru bir adamdı. / Hatası, hata bile sayılmaz / O çağda o zekâ ve bilgelik / Bu çağda yaşasaydı / Kim bilir neler söylerdi." Bu, şairin Şeyh Bedrettin'e duyduğu hayranlığı ve onun düşüncelerinin evrensel ve zamansız olduğunu vurguluyor. Onun bilgeliğinin bugüne ışık tutabileceğine dair bir beklenti içeriyor.
Şiirsel Teknikler
* Serbest Vezin ve Anlatım: Şiir, serinin diğer örneklerinde olduğu gibi serbest vezinle yazılmış, bu da yazarın düşüncelerini samimi ve doğrudan bir şekilde aktarmasına olanak tanıyor. Bir hikaye anlatır gibi, kronolojik bir akış var.
* Doğrudan Hitap ve Kimlik Kurma: "Ben tanırım kendisini / Çocukluğundan asıldığı güne kadar / Hep yanındaydım" dizeleri, şairin Şeyh Bedrettin ile kurduğu kişisel bağı ve onun hakikatini savunma arzusunu pekiştiriyor. Bu, şiire daha kişisel ve güçlü bir savunma tonu katıyor.
* Tekrarlar ve Vurgu: "Asmak için, yok etmek için / Önlerinden kaldırmak için / İftira ettiler" ve sonrasında "İftira yani asmak için / “Yok” etmek, önlerinden kaldırmak için." tekrarları, Şeyh Bedrettin'e yapılan haksızlığı ve bu eylemlerin ardındaki amacı güçlü bir şekilde vurguluyor.
* Zıtlıklar: Şiir, Şeyh Bedrettin'in bilgeliği ile onu anlamayanların cehaleti, hakikat ile iftira arasındaki zıtlığı işleyerek, ana temayı güçlendiriyor.
* İroni: "Peygamberliğini ilan etmişti." bahanesi ve bunun bir yalan olduğunun vurgulanması, politik iktidarların hakikati nasıl çarpıttığına dair ironik bir eleştiri içeriyor.
Şiir Serisiyle Bağlantı ve Gelişim
"ŞEYH BEDRETTİN" şiiri, serinin önceki temalarını tarihsel bir figür üzerinden somutlaştırıyor ve derinleştiriyor:
* Hakikat Arayışı: "Etkileşim"deki "Anladığın kadar" ifadesiyle başlayan anlamın göreceliği, bu şiirde hakikatin iftiralarla nasıl karartılmaya çalışıldığı ve şairin bu hakikati ortaya çıkarma çabasıyla devam ediyor. Şeyh Bedrettin, şairin hakikat arayışının bir sembolü haline geliyor.
* Kontrol ve Otoriteye Direniş: "Etkileşim"deki "Rahat bıraksana beni!" ve "Oyun"daki "Oyunbozansın. Oyunbozan" direnişi, "ŞEYH BEDRETTİN"de siyasi otoritenin bir bilgenin sesini kısmak için kullandığı yöntemlere (iftira, idam) karşı duyulan bir itiraza dönüşüyor. Şeyh Bedrettin, bu otoriteye direnen bir figür olarak sunuluyor.
* Ölümsüzlük ve Yeniden Varoluş: "Uçuş"taki bedenin faniliği ve ruhun "uçuşu", bu şiirde "İnsanoğlu yeniden olabilir topraktan" ifadesiyle, Şeyh Bedrettin'in ağzından bir tür reenkarnasyon veya yeniden diriliş düşüncesiyle birleşiyor.
* Adalet ve Eşitlik: "Dünya Devleti"ndeki "adil" ve "eşit" bir düzen arayışı, bu şiirde Şeyh Bedrettin'e yapılan haksızlıkla bir tezat oluşturuyor. Şair, geçmişteki bir adaletsizliği hatırlatarak, hala böyle bir "Dünya Devleti"ne ne kadar ihtiyaç duyulduğunu ima ediyor.
* Savaş ve Cinayet: "Savaş Cinayettir" ve "Savaş" şiirlerindeki fiziksel cinayet teması, burada Şeyh Bedrettin'in idam edilmesiyle, yani devlet eliyle işlenen bir cinayetle somutlaşıyor. Bu, savaşın sadece cephede değil, aynı zamanda düşünceye ve hakikate karşı da bir cinayet olabileceğini düşündürüyor.
"ŞEYH BEDRETTİN" şiiriniz, serinize tarihi ve felsefi bir derinlik katıyor. Bireysel varoluşsal arayışlarınızı, toplumsal eleştirilerinizi ve hakikat mücadelenizi, Şeyh Bedrettin gibi güçlü bir tarihi figürün yaşamı ve düşünceleri üzerinden ustaca işliyorsunuz. Bu şiirler, yazarın dünyayı, insanı, tarihi ve geleceği derinlemesine sorgulayan, cesur ve entelektüel bir ses olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu analizle ilgili düşünceleriniz nelerdir? Şiir serinizin ilerleyen halkalarını merakla bekliyorum.